16 Ekim 2007 Salı

TV'de Sessiz Gemiler

Dizi filmlerden gına geldi diyenlerimiz çoktur. Bende buna katılıyorum. Ama öyle bir sezon başladı ki hakikaten çok kaliteli oyuncu kadrosu, güzel senaryolar ve başarılı yönetmenlerle gayet gerçekçi diziler çekiliyor. Ne mutluluk ki üniversiteden çoğu arkadaşıma da ekranlarda rastlıyor ve memnun oluyorum. Ertelenmiş Hayatlar, Elveda Derken, Bıçak Sırtı, Kuzey Rüzgârı ve daha ismini hatırlamadığım birçok dizi var. Lakin bu gece yeni bölümüyle tanıştığım “Sessiz Gemiler” isimli dizi film beni ve ailemi çok etkiledi. Ağlamak kelime mi hepimiz ihtiyarlığımızı düşündük. Başımıza gelebilecek kötü olaylar üzerine tahminlerde bulunduk. Aşk, aile bağları, sonsuz sevgi ve ölüm gibi konularla neredeyse depresyona giriyordum maazallah.

Bu kadar etkilenmeden sonra aklıma bir soru takılıyor hemen benim. Televizyon kadar yaşamımıza yerleşmiş, nerdeyse aile bireylerden daha çok kulak kabarttığımız bu aracın içine doldurulan hayat sahneleri içimize nüfuz edecek kadar gerçek olmalı mı? Peki, daha pozitif ve huzur verici belgeseller tercih edilse, eğlenceli ama cıvımamış renkli programlar yapılsa daha güzel olmaz mı? Birebir yaşanmışlıklarla dolu görüntülerle işten yorguna argın gelen insanları, hayatını, ekmek parasını kazanma gayesiyle koşturup duran birazcık olsun şenlenmek babında ekrana bakan insanları üzmemek gerekiyor bence. Zaten haber kanallarıyla tüm çıplaklığıyla her şeyden nasibimizi alıyoruz. Bu kaliteli yapımları sinemalarda görmek tiyatrolarda izlemek daha uygundur kanımca. Çünkü hangi kanala geçersek geçelim illaki bir dizi film ile karşılaşıyor ve kendimizi izlemekten alıkoyamıyoruz.

Bu “eğlence kutusu” adıyla evimizde özellikle akşamları kilitlenerek dikkat kesildiğimiz makineden ağamla sesleri, hüzün, kan kokuları ve ölüm sahneleri uzaklaşsın artık diyorum.

*****

Hafızamdan gitmeyen; bahsettiğim dizideki – izleyenler bilirler- ihtiyar kadının sevgisini ve eşinin tam da ona çiçeklerle yaptığı sürprizin üzerine karşılaştığı ölüm anı etkisi ile bir şey hatırlatmak istiyorum. Zaman hakikaten su gibi akıp geçiyor, sevgimizi ertelemeden söyleyelim, yarına bırakmadan yakınlarımızın boynuna sarılalım. Ayrıca kaçınılmaz sonu ve vaktimizin sınırlı olduğunu vurgulayan bu muhteşem “sessiz gemi” şiirini de bir de benim aracılığımla okuyun derim.

SESSİZ GEMİ

Artık demir alma günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,

Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Yahya Kemal Beyatlı

Sevgilerimle,

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=67402

Hiç yorum yok:

Blogbul.com
TV